Vadim Zeland’ın Denge Yasası Nedir? Aşırı Potansiyel, Denge Kuvvetleri ve Sarkaçlar
Vadim Zeland’ın Reality Transurfing – Gerçeklik Transurfing sisteminde en dikkat çekici düşüncelerden biri “denge yasasıdır”.
Bu düşüncenin temelinde oldukça basit bir fikir vardır:
Bir şeye gereğinden fazla önem verdiğimizde, zihnimizde ve hayatımızda o şey normal büyüklüğünden daha büyük bir yer kaplamaya başlar.
Bir iş artık sadece bir iş değildir.
Bir ilişki artık sadece bir ilişki değildir.
Bir sınav sadece bir sınav değildir.
Bir para kaybı sadece bir para kaybı değildir.
O şey giderek şöyle bir hale gelir:
“Bu olmak zorunda.”
“Bunu kaybedemem.”
“Bunu mutlaka başarmalıyım.”
“Bu olmazsa her şey kötü olacak.”
Zeland tam olarak bu noktada aşırı potansiyel adını verdiği kavramdan söz eder.
Ardından da bu aşırı potansiyeli ortadan kaldırmaya çalışan denge kuvvetlerinin ortaya çıktığını söyler.
Reality Transurfing sisteminde denge konusu özellikle sistemin ilk bölümlerinde ele alınır. Zeland; önem, arzu, bağımlılık, korku, suçluluk, idealizasyon ve benzeri birçok durumu aynı temel mekanizma üzerinden açıklamaya çalışır.
Ancak baştan önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Burada anlatılan “enerji”, “denge kuvveti” ve “aşırı potansiyel” kavramları fizikte kullanılan anlamlarıyla bilimsel kavramlar değildir. Bunlar Zeland’ın gerçekliği açıklamak için kullandığı metafizik modelin parçalarıdır.
Buna rağmen modelin bazı pratik sonuçları psikolojide bilinen bazı davranışlarla ilginç biçimde benzerlik gösterir.
Örneğin aşırı baskının performansı düşürmesi veya bir düşünceyi sürekli bastırmaya çalışmanın o düşünceyi zihinde daha fazla tutabilmesi bilimsel araştırmalarda da gözlenmiştir.
Bu ayrımı akılda tutarak Zeland’ın sistemini baştan ele alalım.
1. Reality Transurfing Nedir?
Vadim Zeland’ın Reality Transurfing yaklaşımı, insanın yaşadığı gerçeklikle kurduğu ilişkinin sadece dış olaylardan ibaret olmadığını söyler.
Zeland’a göre insanın dikkati, düşünceleri, beklentileri, korkuları ve seçimleri yaşadığı hayat çizgisini etkiler.
Sistemin temel kavramları arasında “olasılıklar alanı”, “sarkaçlar”, “aşırı potansiyel”, “denge kuvvetleri”, “önem”, “niyet” ve daha sonra anlatılan bazı görselleştirme yöntemleri bulunur.
Transurfing açısından insanın temel problemi çoğu zaman bir şeyi istemesi değildir.
Problem, istediği şeyi zihninde gereğinden fazla büyütmesidir.
Aradaki fark küçüktür ama önemlidir.
“Bu işi istiyorum.”
ile
“Bu işe girmek zorundayım.”
aynı psikolojik durum değildir.
Birincisinde hedef vardır.
İkincisinde hedefin yanında korku vardır.
Bağımlılık vardır.
Kaybetme ihtimaline karşı direnç vardır.
Zeland’ın denge düşüncesi tam olarak burada başlar.
2. Denge Yasası Nedir?
Zeland’ın modeline göre doğada ve gerçeklikte sistemler dengeye yönelir.
Bir yerde aşırı bir farklılık oluştuğunda bu farklılığı azaltacak süreçler ortaya çıkar.
Zeland daha sonra bu düşünceyi insanın düşüncelerine ve olaylara yüklediği öneme taşır.
Bir insan herhangi bir şeyi zihninde aşırı derecede önemli hale getirirse bir çeşit dengesizlik oluşturduğunu söyler.
Bu dengesizliğin ortadan kaldırılması gerekir.
İşte Zeland’ın denge kuvvetleri dediği şey burada ortaya çıkar.
Basitleştirirsek:
Normal önem → normal davranış
Aşırı önem → aşırı potansiyel
Aşırı potansiyel → denge kuvvetleri
Zeland’ın düşüncesine göre denge kuvvetleri kişiyi cezalandırmaya çalışmaz.
Ortada bilinçli bir cezalandırıcı yoktur.
Sistem sadece oluşan aşırılığı azaltmaya çalışır.
Bu nedenle sonuç bazen kişinin istediğinin tam tersi gibi görünebilir.
3. Aşırı Potansiyel Nedir?
Aşırı potansiyel, Transurfing sisteminin en önemli kavramlarından biridir.
Bir nesneye, kişiye, olaya veya sonuca gerçekte sahip olduğundan çok daha büyük bir önem yüklediğimizde ortaya çıktığı kabul edilir.
Örneğin yaklaşan bir iş görüşmesini düşünelim.
Normal düşünce şudur:
“Bu güzel bir fırsat. Hazırlanacağım ve elimden geleni yapacağım.”
Aşırı önem ise şöyle olabilir:
“Bu işi alamazsam hayatım mahvolacak.”
Dışarıdaki olay değişmemiştir.
İş görüşmesi yine aynı iş görüşmesidir.
Değişen şey insanın ona verdiği anlamdır.
Artık iş görüşmesi bir fırsat olmaktan çıkmış, insanın bütün geleceğini belirleyen dev bir olaya dönüşmüştür.
Zeland’a göre aşırı potansiyel tam burada oluşur.
Kitapta olumlu veya olumsuz değerlendirmelerin tek başına yeterli olmadığı, asıl problemin bu değerlendirmelere büyük önem yüklenmesi olduğu anlatılır.
Bu ayrım önemlidir.
Bir şeyi çok sevmek tek başına sorun değildir.
Bir şeyi istemek de sorun değildir.
Sorun daha çok şurada başlar:
“Onsuz yapamam.”
4. Denge Kuvvetleri Nasıl Ortaya Çıkar?
Zeland’ın modelinde aşırı potansiyel ortaya çıktığında denge kuvvetleri bu potansiyeli azaltacak yönde çalışır.
Fakat bunun hangi şekilde gerçekleşeceği belli değildir.
Bu yüzden sonuç kişinin istediği yönde de gelişebilir, tam tersine de dönebilir.
Örneğin bir insanın başka biri tarafından mutlaka sevilmek istediğini düşünelim.
İlk başta normal bir yakınlaşma vardır.
Sonra konu giderek büyür.
“Beni sevmeli.”
“Onu kaybetmemeliyim.”
“Başka birini tercih ederse ne olacak?”
İnsan karşı tarafın davranışlarını takip etmeye başlar.
Mesajlara verilen cevap sürelerini düşünür.
Küçük davranışlardan anlam çıkarmaya başlar.
Daha fazla kontrol etmeye çalışır.
Sonuçta kişinin kaybetmekten korktuğu ilişki, kendi davranışları nedeniyle daha gergin hale gelebilir.
Zeland bunu denge kuvvetlerinin çalışmasına örnek olarak yorumlar.
Psikoloji ise aynı olayın bazı bölümlerini kaygı, aşırı kontrol, dikkat daralması ve baskı altında davranışların değişmesi gibi mekanizmalarla açıklayabilir.
Yani gözlenen davranış gerçek olabilir.
Fakat bunun nedeni konusunda Transurfing ile bilimsel psikoloji aynı açıklamayı yapmak zorunda değildir.
5. En Büyük Sorun: Önem
Zeland’ın denge düşüncesinde merkezde aslında “istek” değil önem vardır.
İnsan bir şeyi isteyebilir.
Bir hedef belirleyebilir.
Hatta o hedef için yıllarca çalışabilir.
Bunların hiçbiri tek başına aşırı potansiyel değildir.
Problem, hedefin zihinde olağanüstü bir konuma çıkarılmasıdır.
Zeland iki çeşit önemden söz eder.
Bunlardan biri iç önemdir.
Diğeri ise dış önemdir.
6. İç Önem Nedir?
İç önem insanın kendisine gereğinden fazla anlam yüklemesidir.
Bu yalnızca kendisini üstün görmek şeklinde olmaz.
Kendisini aşırı derecede değersiz görmek de aynı mekanizmanın diğer tarafıdır.
Örneğin:
“Ben çok önemli bir insanım.”
düşüncesi iç önem olabilir.
Ama:
“Ben hiçbir şeyi beceremiyorum.”
düşüncesi de yine kişinin sürekli kendisine odaklanmasına neden olabilir.
İlkinde büyüklük vardır.
İkincisinde küçüklük vardır.
Ama ikisinin merkezinde de sürekli “ben” vardır.
Zeland’ın yaklaşımında üstünlük ve aşağılık duyguları bu nedenle birbirinden tamamen bağımsız şeyler değildir.
Her ikisi de kişinin kendisine normalden fazla önem yüklemesinin farklı biçimleri olabilir.
7. Dış Önem Nedir?
Dış önem ise dışarıdaki bir kişiyi, nesneyi veya olayı gereğinden fazla büyütmektir.
Para buna örnek olabilir.
Bir insan için para hayatını sürdürebilmek için gerekli bir araç olabilir.
Burada problem yoktur.
Fakat para şu hale gelirse durum değişir:
“Çok param olmazsa hiçbir değerim yok.”
Artık para sadece para değildir.
İnsanın kendisine verdiği değerin ölçüsüne dönüşmüştür.
Aynı şey kariyerde olabilir.
Bir terfi önemlidir.
Ancak:
“Bu terfiyi alamazsam başarısız bir insanım.”
denildiğinde olayın anlamı değişir.
Bir olay bütün kimliği temsil etmeye başlar.
Zeland’ın azaltmaya çalıştığı şey tam olarak budur.
8. İstemek ile Bağımlı Olmak Aynı Şey Değildir
Reality Transurfing'in sık yanlış anlaşılan taraflarından biri budur.
“Önemi azaltmak” hiçbir şeyi istememek anlamına gelmez.
Zeland’ın modelinde güçlü bir hedefe sahip olmak mümkündür.
Asıl problem, hedefle bağımlılık ilişkisi kurmaktır.
Bir şeyi istediğinizi düşünün.
“Bunu istiyorum ve bunun için çalışacağım.”
Bu oldukça normaldir.
Ama düşünce şöyle değişirse:
“Bunu elde etmek zorundayım.”
psikolojik yapı da değişmeye başlar.
Artık hedefin yanında korku vardır.
Kaybetme ihtimali vardır.
Kontrol etme isteği vardır.
Zeland özellikle arzu ile bağımlı arzu arasında bu nedenle ayrım yapar. Kitabın ilk cildindeki açıklamalarda eyleme dönüşen güçlü arzuyla, insanı sürekli rahatsız eden veya arzu edilen nesneye bağımlılık oluşturan arzu birbirinden ayrılır.
Kısaca:
İstemek sorun değildir.
Mecbur hissetmek sorundur.
9. Kaybetme Korkusu Neden Önemlidir?
Kaybetme korkusu aşırı önemin en kolay fark edilen biçimlerinden biridir.
Bir insan sahip olduğu bir şeyi kaybetmekten sürekli korkuyorsa dikkati giderek kayıp ihtimaline yönelir.
İlişkisini kaybetmekten korkan kişi sürekli ilişkiyi kontrol eder.
Parasını kaybetmekten korkan kişi her hareketi tehdit olarak görebilir.
İşini kaybetmekten korkan kişi normal hataları bile felaket olarak yorumlayabilir.
Burada ilginç bir psikolojik mekanizma ortaya çıkar.
İnsan korktuğu olayın gerçekleşmesini engellemeye çalışırken sürekli o olay hakkında düşünmek zorunda kalır.
“Bunu düşünmemeliyim.”
dediğinde bile önce neyi düşünmemesi gerektiğini hatırlaması gerekir.
Psikolojide buna yakın bir durum ironic thought suppression, yani düşünce bastırmanın ironik etkisi olarak araştırılmıştır.
Araştırmalar özellikle bastırılmaya çalışılan düşüncelerin daha sonra zihne geri dönmesi şeklinde bir “rebound” etkisinin ortaya çıkabileceğini göstermektedir.
Zeland bunu kendi sistemi içinde aşırı potansiyel ve denge kuvvetleriyle açıklar.
Psikoloji ise bilişsel süreçlerle açıklar.
Sonuç bazen birbirine benzeyebilir.
Açıklama aynı değildir.
10. İdealizasyon da Aşırı Potansiyel Yaratabilir
Bir insanı veya şeyi olduğundan mükemmel görmek de Zeland’ın sisteminde önem probleminin başka bir biçimidir.
Örneğin yeni başlayan bir ilişkide:
“O dünyanın en mükemmel insanı.”
diye düşünmek ilk bakışta olumlu görünür.
Fakat burada karşıdaki gerçek insan değil, zihinde oluşturulmuş ideal bir insan vardır.
Bir süre sonra gerçek kişinin davranışları bu zihinsel modele uymamaya başlar.
Hayal kırıklığı oluşur.
Aşırı hayranlık bazen aşırı hayal kırıklığına dönüşür.
Bu nedenle Transurfing açısından bir şeyi göklere çıkarmak ile tamamen kötü görmek arasında düşündüğümüzden daha az fark vardır.
Her ikisinde de gerçeklik olduğundan farklı büyüklükte algılanmaktadır.
11. Mükemmeliyetçilik de Aynı Mekanizmanın Bir Parçasıdır
Bir işin iyi yapılmasını istemek normaldir.
“Hiç hata yapmamalıyım.”
düşüncesi ise farklıdır.
Çünkü artık hata yapmanın maliyeti zihinde büyümüştür.
Bu durumda insan yaptığı işe değil, hata yapıp yapmadığını kontrol etmeye odaklanabilir.
Bu da performansı bozabilir.
Psikolojide baskı altında performansın düşmesi choking under pressure başlığı altında uzun süredir incelenmektedir.
Yüksek baskının dikkati görevden uzaklaştırabileceği, kişinin normalde otomatik yaptığı işlemleri gereğinden fazla bilinçli biçimde kontrol etmeye başlayabileceği veya aşırı uyarılma yaratabileceği öne sürülmektedir.
Burada Zeland’ın günlük hayatta yaptığı gözlemlerle psikolojide bilinen bazı etkiler birbirine yaklaşır.
“Mutlaka mükemmel yapmalıyım.”
düşüncesi gerçekten de bazen daha iyi değil, daha kötü performansa yol açabilir.
12. Denge Yasası ve Sarkaçlar Arasındaki Bağlantı
Reality Transurfing'in başka önemli kavramlarından biri sarkaçlardır.
Zeland sarkaçları, insanların ortak dikkat ve duygularından beslenen enerji-bilgi yapıları şeklinde tanımlar.
Bir siyasi hareket olabilir.
Bir futbol takımı olabilir.
Bir şirket kültürü olabilir.
Bir sosyal medya tartışması olabilir.
Bir topluluk olabilir.
Hatta sürekli devam eden bir aile çatışması bile bu bakış açısıyla bir sarkaç gibi düşünülebilir.
Zeland’ın burada ilginç iddiası şudur:
Bir sarkaç yalnızca onu destekleyen insanların enerjisinden beslenmez.
Ona şiddetle karşı çıkan insanların dikkati de onu besler.
Bu nedenle Zeland doğrudan mücadele etmek yerine bazı durumlarda ilgiyi ve önemi azaltmayı önerir.
Örneğin internette sizi öfkelendiren bir tartışma düşünün.
Tartışmaya kızarsınız.
Yorumları okursunuz.
Bir cevap yazarsınız.
Sonra gelen cevaba tekrar cevap verirsiniz.
Günün sonunda sevmediğiniz konuya saatlerce dikkatinizi vermiş olursunuz.
Zeland buna “sarkacı beslemek” derdi.
Bugünkü daha sade ifadeyle ise şöyle diyebiliriz:
Dikkatinizi ele geçiren şey zamanınızı ve zihinsel kaynaklarınızı da ele geçirmeye başlar.
13. Denge Yasasını Günlük Hayatta Nasıl Uygulayabiliriz?
Zeland’ın yaklaşımının günlük hayatta işe yarayabilecek tarafı oldukça basit hale getirilebilir.
Burada amaç hayattan vazgeçmek değildir.
Amaç hedefi korurken hedefin üzerindeki psikolojik baskıyı azaltmaktır.
Bunu uygulamak için şu sırayla ilerlemek mümkündür:
- Neyi gereğinden fazla büyüttüğünüzü bulun. “Bu olmazsa ne olur?” diye sorun.
- İstek ile zorunluluğu ayırın. “Bunu istiyorum” diyebiliyor musunuz, yoksa sürekli “Bu olmak zorunda” mı diyorsunuz?
- Alternatifiniz olduğunu hatırlayın. Tek bir yol olduğunu düşündüğünüzde önem hızla yükselir. İkinci bir yolun bulunması bile zihinsel baskıyı azaltabilir.
- Sonuç yerine yapılabilecek işe dönün. Sonucu tamamen kontrol edemezsiniz. Fakat hazırlık yapmak, çalışmak, konuşmak, başvurmak veya üretmek sizin elinizdedir.
- Kaybetme ihtimalini zihinsel olarak kabul edin. “Olmazsa hayat devam eder ve başka bir yol bulurum” düşüncesi birçok durumda önemi azaltır.
- Sürekli savaşmayın. Özellikle sizi devamlı öfkelendiren insanlara, tartışmalara veya sosyal medya içeriklerine ne kadar dikkat verdiğinizi gözlemleyin.
- Hedefinizi küçültmeyin; hedefe yüklediğiniz dramatik anlamı küçültün. Transurfing açısından en önemli ayrım budur.
14. “Önem Vermemek” Kayıtsızlık Demek Değildir
Buradaki ifade kolayca yanlış anlaşılabilir.
Önemi azaltmak:
“Umurumda değil.”
demek değildir.
Daha çok:
“Bunu gerçekten istiyorum ama hayatımın tamamı buna bağlı değil.”
demektir.
Bir sınava ciddi şekilde hazırlanabilirsiniz.
Ama sınavı kendi insanlık değerinizin ölçüsü haline getirmeyebilirsiniz.
Bir şirket kurabilirsiniz.
Başarılı olmasını çok isteyebilirsiniz.
Ama şirket başarısız olduğunda sizin de insan olarak başarısız olduğunuz sonucuna varmak zorunda değilsiniz.
Bir insanı sevebilirsiniz.
Ama onun sizi sevmesini kendi varlığınızın şartı haline getirmeyebilirsiniz.
Zeland’ın “önemi azaltmak” düşüncesinin en sade karşılığı belki de budur:
İlgilenmeye devam etmek ama bağımlılığı azaltmak.
15. Fazla Çaba Her Zaman Daha Fazla Sonuç Getirmez
Modern kültürde çoğu zaman şöyle bir düşünce vardır:
Daha çok istemek.
Daha çok çalışmak.
Daha fazla zorlamak.
Daha fazla kontrol etmek.
Bunların sonucunda daha fazla başarı geleceği varsayılır.
Çoğu durumda çalışma gerçekten sonucu iyileştirir.
Ama psikolojik baskı sonsuza kadar artırılabilecek bir şey değildir.
Yerkes–Dodson olarak bilinen klasik psikoloji yaklaşımında uyarılma ve performans arasında basit bir “ne kadar fazla, o kadar iyi” ilişkisi olmadığı düşünülür. Çok düşük uyarılma performansı azaltabileceği gibi, aşırı uyarılma da özellikle karmaşık görevlerde performansı bozabilir.
Bu durum Zeland’ın denge kuvvetlerini bilimsel olarak kanıtlamaz.
Ama günlük hayatta neden “çok istemenin” bazen işe yaramadığını açıklayan daha bilinen psikolojik mekanizmaların bulunduğunu gösterir.
16. Transurfing'in En Kullanışlı Sorularından Biri
Bir problem yaşandığında şu soruyu sormak oldukça faydalı olabilir:
“Ben burada neye gereğinden fazla önem veriyorum?”
Bazen cevap paradır.
Bazen insanların bizim hakkımızdaki düşüncesidir.
Bazen haklı çıkmaktır.
Bazen kontrolü kaybetmemektir.
Bazen başarısız görünmemektir.
Bazen terk edilmemektir.
Bazen de sadece egomuzdur.
Bu soru problemin kendisini ortadan kaldırmayabilir.
Ama probleme eklediğimiz ikinci yükü gösterebilir.
Bir sorun vardır.
Bir de:
“Bu sorun kesinlikle olmamalıydı.”
düşüncesi vardır.
Çoğu zaman ikinci düşünce birinci sorundan daha fazla enerji tüketmeye başlayabilir.
17. Denge Yasasına Daha Sade Bir Bakış
Zeland’ın bütün metafizik anlatımını bir kenara bırakırsak, bu düşünceden oldukça sade bir hayat ilkesi çıkarabiliriz:
İstediğin şey için çalış.
Ama onu putlaştırma.
Kaybetmek istemediğin şeyi koru.
Ama kaybetme korkusunun hayatını yönetmesine izin verme.
Bir hedef seç.
Ama bütün kimliğini o hedefe bağlama.
Bir insanı sev.
Ama onu zihninde kusursuz hale getirme.
Bir hata yaptığında düzelt.
Ama hatayı kendi değerinin kanıtı haline getirme.
Bir tartışmaya katıl.
Ama bütün gününü o tartışmaya verme.
Belki de Zeland’ın “denge” düşüncesinin günlük hayatta kullanılabilecek en sade tarafı budur.
18. Peki Gerçekten Evren Bizi Dengeliyor mu?
Burada bilimsel açıdan sınırı doğru çizmek gerekir.
Reality Transurfing, Zeland tarafından gerçekliğin nasıl çalıştığını açıklayan kapsamlı bir sistem olarak sunulur. Resmî Transurfing sitesinde de sistem insanın gerçeklikle ilişkisini ve hayatındaki seçenekleri değiştirebileceği bir yöntem olarak anlatılmaktadır.
Ancak “bir insan bir şeye fazla önem verdiğinde evrensel enerji alanında aşırı potansiyel oluşur ve evren fiziksel olarak denge kuvvetleri üretir” şeklindeki mekanizma kabul edilmiş bir fizik yasası değildir.
Burada metafizik bir modelden söz ediyoruz.
Bunu ayırmak önemlidir.
Fakat modelin gözlemlediği bazı insan davranışları gerçektir.
Aşırı kaygı performansı bozabilir.
Baskı altında insan hata yapabilir.
Bir şeyi düşünmemeye çalışmak bazen onu daha fazla düşündürebilir.
Bir hedefi kendi değerimizle birleştirmek kaygıyı artırabilir.
Sürekli çatışmaya dikkat vermek çatışmanın hayatımızdaki yerini büyütebilir.
Bunları açıklamak için “evrensel denge kuvvetlerinin” var olduğunu kabul etmek zorunda değiliz.
Psikoloji bunların en azından bir bölümünü daha ölçülebilir mekanizmalar üzerinden açıklayabilir.
Bu nedenle Reality Transurfing'i okurken iki ayrı katmanı birbirinden ayırmak daha sağlıklı olabilir.
Birincisi Zeland’ın evren ve gerçeklik hakkındaki metafizik açıklamasıdır.
İkincisi ise bu açıklamanın içinde bulunan günlük hayat gözlemleridir.
İkinci bölüm, birinci bölümü doğru kabul etmeden de düşünmeye değer olabilir.
Sonuç
Vadim Zeland’ın denge yasasının merkezinde aslında oldukça basit bir düşünce vardır:
Bir şeyi gereğinden fazla önemli hale getirdiğimizde onunla doğal ilişkimizi kaybetmeye başlayabiliriz.
Zeland buna aşırı potansiyel der.
Bu aşırılığı ortadan kaldırmaya çalışan mekanizmaya ise denge kuvvetleri adını verir.
İç önem insanın kendisini gereğinden fazla büyütmesi veya küçültmesiyle ortaya çıkar.
Dış önem ise bir insanı, hedefi, işi, parayı veya başka bir sonucu hayatın merkezine aşırı biçimde yerleştirmekle oluşur.
Sarkaçlar ise dikkatimizi ve duygularımızı sürekli kendilerine çeken toplumsal yapıları açıklamak için kullanılan başka bir Transurfing kavramıdır.
Bütün bunların ortak noktası yine aynıdır:
Dikkat ve önem.
Belki de Transurfing'in bu bölümünden alınabilecek en kullanışlı düşünce şudur:
Bir şeyi istemekten vazgeçmek gerekmez.
Hedeflerden vazgeçmek gerekmez.
Çalışmaktan vazgeçmek de gerekmez.
Sadece zihnimizde kurduğumuz:
“Bu mutlaka olmak zorunda.”
duvarını biraz aşağı indirmek gerekebilir.
Çünkü çoğu zaman insanı yoran şey hedefin kendisi değildir.
Hedefin üzerine yüklediği anlamdır.
Ve bazen hedefe doğru ilerleyebilmenin en kolay yolu daha fazla zorlamak değil, biraz daha az zorlamaktır.
Kaynakça
- Vadim Zeland, Reality Transurfing 1: The Space of Variations, John Hunt Publishing, 2008. Kitabın İngilizce baskısına ilişkin bibliyografik kayıt.
- Vadim Zeland, Reality Transurfing – Steps I–V ve Zeland’ın resmî Reality Transurfing sitesi.
- Reality Transurfing, “Balance” bölümü; aşırı potansiyel, önem ve denge kuvvetlerine ilişkin metin.
- Reality Transurfing Chapter Guide; denge, önem, aşırı potansiyel ve sarkaç kavramlarının kitap içindeki yerleri.
- Reality Transurfing Explained, “Balancing Forces” ve “FAQ”; kavramların sistem içindeki ilişkileri.
- American Psychological Association, Yerkes–Dodson Law ve Inverted-U Hypothesis.
- Wang, D. A. ve arkadaşları, Ironic Effects of Thought Suppression: A Meta-Analysis, Perspectives on Psychological Science, 2020.
- Yu, R., Choking under pressure: the neuropsychological mechanisms of incentive-induced performance decrements, Frontiers in Behavioral Neuroscience, 2015.