Giriş
İki grup arasında düşmanlık oluşması için uzun bir tarih, büyük bir fikir ayrılığı veya derin bir kültürel fark her zaman gerekli değildir. Bazen sınırlı bir ödül için yarışmak bile “biz” ve “onlar” ayrımını kısa sürede sertleştirebilir. Muzafer Sherif ve çalışma arkadaşlarının 1954 yılında yaptığı Robbers Cave Deneyi bu düşüncenin en bilinen örneklerinden biridir. Bir yaz kampındaki çocuklar iki gruba ayrıldı. Önce kendi grup kimliklerini oluşturdular. Daha sonra ödüllü yarışmalarda karşı karşıya getirildiler. Rekabet kısa sürede hakaretlere, baskınlara ve fiziksel çatışmaya dönüştü. Deneyin asıl önemli bölümü ise bundan sonra başladı. Araştırmacılar, iki grubu yalnızca aynı ortamda buluşturmanın gerilimi azaltmadığını gördü. İlişkiler, ancak iki tarafın da önemsediği ve tek başına başaramayacağı ortak hedefler ortaya çıktığında düzelmeye başladı. Bu nedenle Robbers Cave yalnızca çatışmanın nasıl başladığını anlatan bir deney değildir. Çatışmanın hangi koşullarda azalabileceğini de düşündürür. Fakat deneyin küçük ve homojen örneklemi, araştırmacıların olaylara yoğun müdahalesi ve etik sorunları nedeniyle sonuçları dikkatli değerlendirmek gerekir.
Gelişme
Muzafer Sherif kimdi?
Muzafer Sherif, 1906 yılında İzmir'in Ödemiş ilçesinde doğdu. Eğitim hayatının bir bölümünü Türkiye'de, bir bölümünü Amerika Birleşik Devletleri'nde sürdürdü. Sosyal psikolojinin gelişiminde, özellikle toplumsal normlar ve gruplar arası ilişkiler üzerine yaptığı çalışmalarla etkili oldu. Sherif'in temel sorularından biri şuydu: İnsanlar başka gruplara neden önyargı geliştirir? Bu durum yalnızca kişisel karakterden ve önceden öğrenilmiş nefretten mi doğar, yoksa gruplar arasındaki ilişkinin yapısı da düşmanlık üretebilir mi? Robbers Cave Deneyi bu soruyu doğal hayata benzeyen bir ortamda incelemek için tasarlandı. Sherif, kısa süreli bir laboratuvar çalışması yerine çocukların günler boyunca birlikte yaşayacağı bir yaz kampı düzeni kurdu.
Deneye kimler katıldı?
Çalışma, Oklahoma'daki Robbers Cave State Park'ta gerçekleştirildi. Deneye daha önce birbirini tanımayan 22 erkek çocuk katıldı. Çocuklar yaklaşık 11 yaşındaydı. Benzer toplumsal geçmişlerden gelen, sağlıklı ve okul uyumu iyi görülen katılımcılar arasından seçilmişlerdi. Bu benzerlik bilinçliydi. Araştırmacılar, çatışmayı çocukların önceden var olan din, sınıf veya kültür farklarıyla açıklamak istemiyordu. İki grup arasında başlangıçta belirgin bir geçmiş farkı bulunmaması, oluşacak gerilimin kamp içinde kurulan ilişkilerle bağlantısını izlemeyi kolaylaştıracaktı. Çocuklar kampın sıradan bir yaz kampından farklı olduğunu bilmiyordu. Kamp görevlisi gibi davranan yetişkinlerin bir bölümü aynı zamanda araştırma ekibindeydi. Çocukların davranışları günlük etkinlikler sırasında yakından gözlemlendi ve kaydedildi.
Birinci aşama: Grup kimliği nasıl oluştu?
Çocuklar iki ayrı gruba yerleştirildi. İlk günlerde gruplar birbirinden uzak tutuldu. Her grup kendi başına yüzme, yürüyüş, yemek hazırlama, çadır kurma ve oyun gibi etkinliklere katıldı. Bu dönemde çocuklara hazır bir kimlik verilmedi. İsimlerini kendileri seçtiler. Bir grup “Rattlers”, yani Çıngıraklı Yılanlar; diğer grup ise “Eagles”, yani Kartallar adını aldı. Bayraklar, simgeler, ortak şarkılar ve grup içinde kabul gören davranış kuralları oluştu. Liderlik düzeni de kısa sürede belirginleşti. Bazı çocukların önerileri daha fazla kabul görürken bazıları daha düşük konumda kaldı. Kimin çalışkan, cesur veya güvenilir olduğu hakkında ortak düşünceler gelişti. Burada önemli nokta şudur: Güçlü bir “biz” duygusunun oluşması için başlangıçta bir düşmana ihtiyaç duyulmadı. Birlikte yapılan işler, ortak deneyimler ve karşılıklı bağımlılık grup kimliğini kendiliğinden güçlendirdi. Fakat çocuklar başka bir grubun varlığını öğrendiğinde “biz” duygusuna hızla “onlar” duygusu eklendi. Kamp alanları, yüzme yerleri ve oyun sahaları “bizim” diye sahiplenilmeye başlandı. Henüz ciddi bir yarışma yapılmadan bile diğer grup, alanı ihlal edebilecek bir yabancı gibi görülüyordu.
İkinci aşama: Rekabet nasıl çatışmaya dönüştü?
Araştırmacılar iki grup arasında beyzbol, halat çekme, çadır kurma ve benzeri yarışmalar düzenledi. Kazanan gruba kupa, madalya ve çakı gibi ödüller verilecekti. Ödüller yalnızca bir grubun kazanabileceği biçimde hazırlanmıştı. Bu düzen, bir grubun başarısını diğer grubun kaybına bağladı. Artık karşı taraf yalnızca farklı bir topluluk değildi. İstenen ödüle ulaşmanın önündeki engeldi. Gerilim hızla arttı. Çocuklar karşı gruba küçültücü adlar taktı. Kendi gruplarını cesur, güçlü ve iyi; diğer grubu ise kötü ve güvenilmez görmeye başladılar. Kartallar, Çıngıraklı Yılanlar'ın bayrağını yaktı. Gruplar birbirlerinin kaldığı yerlere baskınlar yaptı, eşyaları dağıttı ve zaman zaman fiziksel kavgaya yaklaştı. Rekabet yalnızca iki grup arasındaki ilişkiyi değiştirmedi. Grupların kendi içindeki konumları da etkiledi. Yarışmalarda başarılı olan veya karşı gruba karşı daha sert davranan bazı çocukların statüsü yükseldi. Ortak hedefe yeterince katkı sunmadığı düşünülenler ise eleştirildi. Bu bulgular, daha sonra “gerçekçi çatışma kuramı” adıyla anılan yaklaşımın temelini güçlendirdi. Kurama göre gruplar kıt görülen kaynaklar, ödüller, güç veya fırsatlar için karşı karşıya geldiğinde önyargı ve düşmanlık artabilir. Buradaki “gerçekçi” sözü, düşmanlığın haklı olduğu anlamına gelmez. Çatışmanın yalnızca insanların zihnindeki yanlış düşüncelerden değil, çıkarların düzenlenme biçiminden de doğabileceğini anlatır.
Yalnızca bir araya gelmek neden yetmedi?
Araştırmacılar çatışma başladıktan sonra grupları aynı yemek salonunda buluşturdu, birlikte film izlemelerini sağladı ve ortak etkinlik alanlarına getirdi. Fakat yalnızca temas kurmak gerilimi azaltmadı. Çocuklar aynı mekânda bulunsalar da grup sınırlarını korudu. Yan yana oturmak yeni tartışmalar için fırsata bile dönüşebiliyordu. Çünkü ilişkiyi üreten temel düzen değişmemişti. Taraflar hâlâ birbirini rakip ve tehdit olarak görüyordu. Bu sonuç önemliydi. “İnsanlar birbirini tanırsa bütün önyargılar ortadan kalkar” düşüncesinin fazla basit olduğunu gösteriyordu. Temasın biçimi, ortamın güvenliği, tarafların statüsü ve hangi amaç için bir araya geldikleri de önemlidir.
Üçüncü aşama: Ortak hedefler neyi değiştirdi?
Son aşamada araştırmacılar iki grubun da istediği, fakat hiçbir grubun tek başına çözemeyeceği sorunlar oluşturdu. Sherif bu tür amaçları “üst hedefler” olarak tanımladı. Günlük dilde bunlara ortak ve kapsayıcı hedefler diyebiliriz. İlk örnek kampın su düzeniydi. Su akışı kesildi ve çocuklar sorunun kaynağını bulmak için birlikte çalışmak zorunda kaldı. İki grubun üyeleri su hattını kontrol etti, tıkanıklığı aradı ve çözüm için ortak çaba gösterdi. Başka bir durumda yiyecek taşıyacak eski bir kamyon çalışmıyormuş gibi gösterildi. Kamyonu hareket ettirmek için iki grubun da aynı halata asılması gerekiyordu. Daha önce birbirlerine karşı kullandıkları halat, bu kez hepsinin istediği bir sonuca ulaşmak için ortak araç hâline geldi. Tek bir ortak görev bütün düşmanlığı bir anda bitirmedi. Fakat buna benzer görevler tekrarlandıkça hakaretler azaldı, çocuklar yemeklerde daha fazla karışık oturmaya başladı ve karşı gruptan kişilerle arkadaşlık kurma isteği arttı. Kampın sonunda çocukların aynı otobüsle dönmeyi tercih etmesi, grup sınırlarının belirgin biçimde yumuşadığını gösteren gözlemlerden biriydi. Deneyin en güçlü dersi burada ortaya çıkar: Barış yalnızca çatışmayı durdurmak değildir. İnsanların birlikte başarabileceği gerçek ve önemli işler de gerekir.
Robbers Cave Deneyi hakkında video
Aşağıdaki video, Robbers Cave Deneyi'ni ve gruplar arası çatışma konusunu ele alıyor. Verdiğiniz bağlantı 39. saniyeden başlayacak şekilde YouTube oynatıcısıyla eklenmiştir. Video sayfa içinde açılmazsa [YouTube üzerinden 39. saniyeden başlayarak izleyebilirsiniz](https://www.youtube.com/watch?v=VJa8UG7Mjh0&t=39s).
Deney gerçekten neyi gösterdi?
Rekabet önyargıyı güçlendirebilir
Deney, sınırlı ödüller için kurulan rekabetin kısa sürede grup kayırmacılığı ve dış gruba yönelik düşmanlık üretebildiğini gösterdi. Çocukların önceden birbirine karşı bir geçmişi yoktu. Buna rağmen yarışmanın düzeni, karşı tarafı tehdit gibi görmelerini kolaylaştırdı. Bu sonuç, her rekabetin mutlaka şiddete dönüşeceği anlamına gelmez. Kuralların adil olması, kaybedenin ağır biçimde dışlanmaması, birden fazla başarı yolunun bulunması ve ortak kimliğin korunması sonucu değiştirebilir.
Grup kimliği davranışı değiştirir
Çocuklar kendi gruplarını daha olumlu değerlendirdi. Karşı grubun davranışlarını ise daha kuşkucu ve olumsuz yorumladı. Aynı davranış, “bizden” biri yaptığında cesaret; “onlardan” biri yaptığında saldırganlık gibi görülebilir. Bu eğilim günümüzde iç grup kayırmacılığı olarak bilinir. İnsan yalnızca kendi çıkarını değil, ait olduğu grubun konumunu da korumaya çalışabilir. Grup başarısı kişisel başarı gibi, grup yenilgisi ise kişisel tehdit gibi hissedilebilir.
Ortak hedef, ortak kimlik için alan açar
İki grup su ve yiyecek gibi herkes için önemli sorunları birlikte çözmeye başladığında karşı tarafın anlamı değişti. Rakip, iş birliği yapılabilecek kişiye dönüştü. Burada ortak hedefin gerçek olması önemlidir. Yalnızca duvara “Hepimiz bir takımız” yazmak yeterli olmaz. İnsanların sonucu önemsemesi ve başarı için birbirine gerçekten ihtiyaç duyması gerekir.
Deneyin sınırlılıkları ve etik sorunları
Küçük ve homojen bir örneklem
Deney yalnızca 22 erkek çocukla yapıldı. Katılımcılar yaş, toplumsal çevre, dinî geçmiş ve aile yapısı bakımından birbirine benziyordu. Kız çocukları, yetişkinler, farklı kültürler ve kalıcı toplumsal çatışmalar çalışmada temsil edilmedi. Bu nedenle kampta görülen davranışları bütün insan topluluklarına doğrudan genellemek doğru değildir. Birkaç haftalık yapay rekabet ile kuşaklar boyunca süren etnik, siyasi veya ekonomik çatışmalar aynı şey değildir.
Araştırmacılar yalnızca gözlemci değildi
Kamp doğal görünse de önemli olaylar araştırma ekibi tarafından tasarlandı. Yarışmalar, ödüller, su sorunu ve bozulan kamyon gibi durumlar kendiliğinden ortaya çıkmadı. Araştırmacılar çatışmayı başlatacak ve daha sonra iş birliğini teşvik edecek koşulları bilinçli biçimde kurdu. Bu müdahaleler çalışmanın mantığının parçasıydı. Fakat aynı zamanda araştırmacı beklentisinin gözlemleri ve olayların akışını etkilemiş olabileceği anlamına gelir. Robbers Cave, bugünkü anlamıyla sıkı biçimde kontrollü ve kolayca tekrarlanabilir bir laboratuvar deneyi değildir.
Anlatılmayan önceki çalışmalar
Sherif'in ekibi Robbers Cave'den önce de benzer kamp çalışmaları yürüttü. Bu çalışmalardan birinde çocuklar, araştırmacıların beklediği ölçüde çatışmak yerine ortak bir kuşku geliştirip yetişkinlere karşı birleşti. Bu başarısız veya uyumsuz sonuçların daha sonra Robbers Cave kadar görünür olmaması, doğrulama yanlılığı tartışmasına yol açtı. Bir teoriye uygun sonucu öne çıkarıp uymayan sonuçları geri planda bırakmak, bilginin olduğundan daha kesin görünmesine neden olabilir. Bu yüzden deneyin klasik anlatımı ile arşivlerden ortaya çıkan daha karmaşık hikâyeyi birlikte değerlendirmek gerekir.
Çocukların bilgisi ve güvenliği
Çocuklar bilimsel bir deneyin katılımcısı olduklarını bilmiyordu. Gerçek çatışmalar yaşamaları, eşyalarının dağıtılması ve yetişkinler tarafından yönlendirilen bir gerilimin içine sokulmaları bugün ciddi etik sorular doğurur. Günümüzde çocuklarla yapılacak bir araştırmada açık ebeveyn izni, çocuğun yaşına uygun onayı, zarar riskinin azaltılması, ayrılma hakkı ve bağımsız etik inceleme beklenir. Robbers Cave'i kendi döneminin koşulları içinde anlamak mümkündür; fakat aynı yöntemin bugün kabul edilebilir olacağını söylemek zordur.
Sosyolojik yaklaşım
Sorun yalnızca kötü insanlar değildir
Robbers Cave Deneyi, çatışmayı yalnızca kişilik üzerinden açıklamanın eksik olduğunu gösterir. Çocuklar kampa “düşman” olarak gelmedi. Onları karşı karşıya getiren ödül düzeni, grup sınırları ve kazanma-kaybetme ilişkisi oldu. Günlük hayatta da insanlar iş, konut, eğitim, statü veya siyasi güç için rekabete sokulabilir. Kaynakların sınırlı olduğu düşüncesi güçlendiğinde başka gruplar kolayca sorunların nedeni gibi görülebilir. Bu durum kişisel sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Hakaret eden veya şiddet uygulayan kişinin davranışı yine önemlidir. Fakat yalnızca kişileri suçlamak, çatışmayı sürekli üreten kuralları görünmez bırakabilir.
Kurumlar rekabeti nasıl düzenler?
Okulda yalnızca en yüksek notu alanların değerli görülmesi, iş yerinde ekiplerin tek bir prim için karşı karşıya getirilmesi veya siyasette bir grubun kazancının diğerinin bütünüyle kaybı gibi sunulması “biz ve onlar” duygusunu büyütebilir. Rekabeti tamamen ortadan kaldırmak her zaman mümkün veya gerekli değildir. Asıl mesele, rekabetin ortak hayatı yok edip etmediğidir. Adil kurallar, güvenilir hakemlik, kaybedenin onurunu koruyan düzen ve yarışma dışında sürdürülen ortak amaçlar çatışmayı sınırlayabilir.
Temas tek başına çözüm değildir
Farklı grupları aynı binaya, sınıfa veya mahalleye yerleştirmek kendiliğinden uyum oluşturmayabilir. İnsanlar aynı mekânı paylaşırken farklı imkânlara sahip olabilir, birbirini rakip görebilir veya hiç gerçek ilişki kurmadan ayrı dünyalarda yaşayabilir. Sağlıklı temas için tarafların güvenli biçimde karşılaşması, eşit değerde görülmesi ve ortak bir işte söz sahibi olması gerekir. Aksi hâlde yakınlık, mevcut gerilimi daha görünür hâle getirebilir.
Ortak hedef nasıl kurulmalı?
Ortak hedef yalnızca yöneticinin belirlediği bir slogan olmamalıdır. Her grubun ihtiyacına dokunmalı, başarı ölçüsü açık olmalı ve katkılar görünür biçimde paylaşılmalıdır. Bir mahallede güvenli park kurmak, farklı ekiplerin ortak bir ürünü tamamlaması, öğrencilerin birlikte çözebileceği gerçek bir proje veya toplumun tamamını etkileyen bir afet hazırlığı bu mantığa örnek olabilir. Fakat ortak hedef adaletsizliği örtmek için kullanılmamalıdır. “Hepimiz aynı gemideyiz” demek, bazı kişilerin karar gücü ve kaynaklardan daha fazla pay aldığı gerçeğini ortadan kaldırmaz. İş birliği ile adalet birlikte kurulmadığında gerilim yalnızca ertelenebilir.
Düşünsel yaklaşım
“Biz” olmadan yaşayabilir miyiz?
İnsan ait olmak ister. Aile, arkadaşlık, şehir, meslek, takım veya ülke kimliği kişiye güven ve anlam verebilir. Robbers Cave, grup kimliğinin yalnızca kötü bir şey olmadığını gösterir. İlk aşamada çocuklar birlikte çalıştı, görev paylaştı ve ortak bir düzen kurdu. Sorun, “biz” demenin zorunlu olarak “onlar kötüdür” düşüncesine bağlanmasıdır. Sağlıklı bir kimlik, başka bir grubun aşağılanmasına ihtiyaç duymaz. İnsan kendi grubuna bağlı kalırken daha geniş bir ortaklığın parçası olduğunu da kabul edebilir.
Düşmanlık ne kadar gerçektir?
Deneydeki çatışma araştırmacılar tarafından kurulan koşullarda doğdu, fakat çocukların öfkesi ve yaşadığı gerilim gerçekti. Yapay biçimde oluşturulan bir sınır, davranışlar tekrarlandıkça gerçek sonuçlar üretti. Toplumsal hayatta da bazı ayrımlar başlangıçta küçük veya keyfî olabilir. Fakat kurumlar, ödüller, dil ve hatıralar bu ayrımı sürekli beslediğinde sınır kalıcılaşır. İnsanlar daha sonra çatışmanın nasıl başladığını unutabilir ve karşı tarafın doğası gereği kötü olduğuna inanabilir.
Barış bir duygu mu, ortak bir iş mi?
Robbers Cave'in en değerli düşünsel katkısı, barışı yalnızca iyi niyet veya sevgi üzerinden ele almamasıdır. İnsanların önce birbirini sevmesini beklemek yerine, birlikte çözmeleri gereken bir sorun oluşturmak daha etkili olabilir. Ortak iş sırasında güven küçük adımlarla gelişir. İnsan karşı tarafın sözünü tuttuğunu, katkı verdiğini ve kendisiyle aynı sonucu önemsediğini görür. Duygu çoğu zaman bu deneyimin ardından değişir. Yine de tek bir proje bütün geçmişi silmez. Deneyde de gerilim bir anda kaybolmadı. Değişim, birden fazla ortak hedef ve tekrar eden iş birliğiyle oluştu. Kalıcı barış için ortak çıkarın yanında adalet, güven, kurum ve zaman gerekir.
Sonuç
Robbers Cave Deneyi'nde 22 çocuk iki gruba ayrıldı. Önce ayrı etkinliklerle güçlü grup kimlikleri oluştu. Ardından ödüllü yarışmalar iki grubu karşı karşıya getirdi; hakaret, baskın ve kavga ortaya çıktı. Yalnızca aynı ortamda bulunmak gerilimi azaltmadı. İlişkiler, iki grubun su sorununu çözmek ve bir kamyonu hareket ettirmek gibi ortak hedefler için birbirine ihtiyaç duymasıyla düzelmeye başladı. Bu sonuç, rekabetin önyargıyı güçlendirebileceğini; tekrar eden ve gerçek iş birliğinin ise grup sınırlarını yumuşatabileceğini düşündürdü. Fakat deney bütün çatışmaların basit bir formülü değildir. Küçük ve homojen bir örnekleme dayanır. Araştırmacılar olayları yoğun biçimde yönlendirmiştir. Çocukların deneyden habersiz olması da ciddi etik sorunlar taşır. Deneyden çıkarılabilecek en dengeli sonuç şudur: İnsanları yalnızca daha hoşgörülü olmaya çağırmak yetmez. İçinde yaşadıkları ilişki düzenini de değiştirmek gerekir. Bir tarafın kazancını sürekli diğer tarafın kaybına bağlayan sistem düşmanlık üretir. İnsanların adil koşullarda birlikte başarabileceği işler ise yeni bir “biz” duygusuna alan açabilir. Barış bazen birbirimizi sevmeye karar verdiğimiz anda değil, aynı ipi aynı yöne çekmeye başladığımız anda kurulur.
Kaynaklar
- Muzafer Sherif, O. J. Harvey, B. Jack White, William R. Hood ve Carolyn W. Sherif, [Intergroup Conflict and Cooperation: The Robbers Cave Experiment](https://www.yorku.ca/pclassic/Sherif/), 1954/1961. - Muzafer Sherif ve çalışma arkadaşları, [Grup oluşumunu ele alan dördüncü bölüm](https://www.yorku.ca/pclassic/Sherif/chap4.htm). - Muzafer Sherif ve çalışma arkadaşları, [Gruplar arası çatışmayı ele alan altıncı bölüm](https://www.yorku.ca/pclassic/Sherif/chap6.htm). - Muzafer Sherif ve çalışma arkadaşları, [Ortak hedefler ve çatışmanın azalmasını ele alan yedinci bölüm](https://www.yorku.ca/pclassic/Sherif/chap7.htm). - Association for Psychological Science, [Teaching Contentious Classics](https://www.psychologicalscience.org/observer/teaching-contentious-classics), 2014. - Gina Perry, [A real-life Lord of the Flies: the troubling legacy of the Robbers Cave experiment](https://www.theguardian.com/science/2018/apr/16/a-real-life-lord-of-the-flies-the-troubling-legacy-of-the-robbers-cave-experiment), 2018. - [Kullanıcının ilettiği Robbers Cave Deneyi videosu](https://www.youtube.com/watch?v=VJa8UG7Mjh0&t=39s).