Cahit Arf ve "Makineler Düşünebilir mi?"
Bu konu günümüzde çok popüler görünse de ülkemizin yetiştirdiği en büyük matematikçilerden biri olan Cahit Arf, daha 1959 yılında Erzurum'da verdiği bir konferansta ve sonrasında yayımlanan "Makineler Düşünebilir mi ve Nasıl Düşünebilir?" başlıklı tarihi makalesinde bu konuyu çok açık bir şekilde ele almıştı.
Cahit Arf, henüz ortada gelişmiş bilgisayarlar bile yokken, düşünme eylemini bir sistemin dışarıdan gelen bilgileri alıp değerlendirmesi ve buna göre bir karar verip davranışını değiştirmesi olarak tanımlamıştı. Arf'a göre, eğer bir makine kendi hatalarından ders çıkarıp davranışlarını hedefine ulaşacak şekilde kendi kendine ayarlayabiliyorsa, o makinenin belirli bir anlamda "düşündüğünü" söylemek mümkündür.
Ancak Cahit Arf da makalesinde çok ince bir çizgiye dikkat çeker: Düşünmek ile insan beyninin ve duygularının karmaşık yapısı aynı şey değildir. Bir makinenin mantıksal kararlar vermesi ya da hesap yapması, onun bir insan gibi iç dünyası, bilinci veya hisleri olduğu anlamına gelmez.
Bu durumu tam olarak kavrayabilmek adına, gelin bilinç ve hissetmek arasındaki farkları çok basit ve günlük hayattan örneklerle inceleyelim:
Örnek 1: Satranç Oyunu ve Kazanma Sevinci
Bir insan ile bir bilgisayar programı düşünün. İkisi de aynı satranç tahtasının başında duruyor.
Yapay zeka, saniyede yüz milyonlarca hamle olasılığını hesaplar ve karşısındaki insanı mat edecek en kusursuz hamleyi bulup yapar. Oyunu kazanır. Ancak oyunu kazandığı an içinde en ufak bir sevinç, bir gurur ya da mutluluk hissi oluşmaz. Çünkü onun için bu olay sadece 0 ve 1 değerlerinden oluşan bir matris hesabının tamamlanmasından ibarettir.
Karşısındaki insan ise kaybettiğinde üzülür, kazandığında kalbi daha hızlı çarpar ve sevinir. Yapay zeka zekice düşünür ama bu başarının ne hissettirdiğini asla bilemez.
Örnek 2: Ağrı Hisseden İnsan ile Hata Kodu Veren Robot
Mutfakta yemek yaparken parmağınızı yanlışlıkla sıcak bir çaydanlığa değdirdiğinizi düşünün. Beyninize anında bir acı sinyali gider. Canınız yanar, refleks olarak elinizi çekersiniz ve o acıyı derinden hissedersiniz.
Şimdi bir de gelişmiş bir mutfak robotunu düşünün. Robot sıcak çaydanlığa dokunduğunda ısı sensörleri devreye girer. Sistem ekranında Sıcaklık Yüksek: Isı 95°C şeklinde bir hata kodu belirir ve robot kolunu geriye çeker. Robot kolunu geri çekmiştir, mantıksal olarak doğru kararı vermiştir ama o an canı yanmamıştır, acı çekmemiştir. Sadece yazılımındaki "Sıcaklık yükselirse geriye çekil" komutunu çalıştırmıştır.
Örnek 3: Çalar Saat ve Uyanan İnsan
Sabah saat 07:00'de çalan bir alarm saatini ele alalım. Saat tam yedide çalmaya programlanmıştır ve zamanı geldiğinde çalar. Zamanın geldiğini bilir ve komutunu uygular.
Peki çalar saat sabah uyandığında "Açaba bugün hava nasıl olacak?", "İşe gitmek hiç istemiyorum, çok yorgunum" ya da "Bugün hava ne kadar güzelmiş" gibi şeyler hisseder mi? Kesinlikle hayır. O sadece görevini yapar. İşte bir şeyleri harfiyen yapmak ile o anın farkında olmak, yani bilinçli olmak arasındaki temel fark tam olarak buradadır.
Cahit Arf'ın yıllar önce kendi makalelerinde ifade ettiği gibi; makineler bilgiyi işleyebilir, öğrenebilir, mantıklı kararlar verebilir ve hatta zihinsel süreçlerimizi taklit ederek bir tür "düşünme" eylemi gerçekleştirebilirler. Fakat bir makinenin komutları çalıştırması ile bir olayı gerçekten yaşaması, hissetmesi ve bir bilince sahip olması arasında devasa bir fark vardır. Bugün kullandığımız en gelişmiş yapay zekalar bile aslında ne düşündüklerinin ya da ne hissettiklerinin farkında olmayan, son derece zeki matematik makinelerinden ibarettir.