Oyun teorisi, bir kişinin sonucunun yalnızca kendi kararına bağlı olmadığı durumları inceler. Sizin seçiminiz başkasını, onun seçimi de sizi etkiliyorsa ortada bir “oyun” vardır.
Buradaki oyun kelimesi eğlence anlamına gelmez. Bir şirketin fiyat belirlemesi, iki ülkenin silahlanma kararı, trafikte şerit değiştirmek, ortak mutfağı temizlemek ya da bir arkadaş grubunun buluşma yeri seçmesi de oyun teorisinin konusu olabilir.
Temel soru basittir: “Ben ne yapmalıyım?” Fakat cevap, karşıdaki kişinin ne yapacağını düşündüğümüze göre değişir. O da aynı hesabı yaptığı için mesele kısa sürede ilginçleşir.
Bir oyunu oluşturan parçalar
Oyun teorisinde önce kimlerin karar verdiğine bakılır. Bunlara oyuncu denir. Sonra her oyuncunun seçebileceği yollar, yani stratejiler belirlenir. En son her karar birleşiminin oyunculara ne kazandırdığı veya ne kaybettirdiği incelenir. Buna da getiri denir.
Basitçe dört şeye bakarız: Kim karar veriyor, hangi seçenekler var, taraflar birbirleri hakkında ne biliyor ve kararların sonucu ne oluyor?
Bu çerçeve önemli bir şeyi gösterir. İyi karar, her zaman tek başına iyi görünen karar değildir. Karşı tarafın vereceği cevap da hesaba katılmalıdır.
Mahkûmun İkilemi: Bencillik neden kötü bir sonuca götürebilir?
Mahkûmun İkilemi, oyun teorisinin en bilinen örneğidir. Adı biraz sert olsa da aynı mantığı ortak kullanılan bir mutfakta görebiliriz.
İki çalışan her gün mutfağı kullanıyor. Her biri kullandığı alanı temizleyebilir veya temizliği diğerine bırakabilir. İkisi de temizlerse mutfak düzenli kalır ve yük paylaşılır. Biri temizler, diğeri kaçınırsa kaçınan kişi kısa vadede zaman kazanır. İkisi de kaçınırsa mutfak kirlenir ve sonunda ikisi de daha kötü bir ortamda çalışır.
Örnek puanlarla tablo şöyle okunabilir:
| B temizler | B temizlemez | |
|---|---|---|
| A temizler | A: 3, B: 3 | A: 1, B: 4 |
| A temizlemez | A: 4, B: 1 | A: 2, B: 2 |
Her oyuncu yalnızca kendi kısa vadeli çıkarını düşünürse temizlememek daha güvenli görünür. Diğer kişi temizlese de temizlemese de bir puan fazla alır. Sonuçta ikisi de temizlemez ve 2 puanda kalır. Oysa iş birliği yapsalar ikisi de 3 puan alacaktır.
Görselde sol üstte iki tarafın dengeli kazancı, sağ üst ve sol altta tek taraflı avantaj, sağ altta ise karşılıklı düşük kazanç görülüyor. Sorun, insanların kötü olması değildir. Sorun, oyunun kısa vadeli bencilliği ödüllendirecek biçimde kurulmuş olmasıdır.
Nash dengesi nedir?
Nash dengesi, hiçbir oyuncunun tek başına kararını değiştirerek durumunu iyileştiremediği noktadır. Mahkûmun İkilemi’nde iki tarafın da temizlememesi bu tür bir dengedir.
Bu, en iyi sonuç demek değildir. Yalnızca tarafların tek başına çıkamadığı kararlı bir durum demektir. Bazen herkes bulunduğu noktadan şikâyet eder ama hiç kimse ilk adımı atmak istemez. Trafikte, iş yerinde ve uluslararası ilişkilerde buna benzeyen durumlar görülür.
Her oyun birinin kazanıp diğerinin kaybettiği bir mücadele değildir
Bazı oyunlar sıfır toplamlıdır. Bir tarafın kazancı diğer tarafın kaybına eşittir. Tek bir kupanın olduğu final maçı buna yakındır.
Günlük hayatın büyük kısmı ise sıfır toplamlı değildir. Ticaret, evlilik, ekip çalışması, bilimsel araştırma ve çevre politikası gibi alanlarda taraflar birlikte kazanabilir veya birlikte kaybedebilir. Bu ayrım önemlidir. Hayatı sürekli “Ben kazanacaksam sen kaybetmelisin” diye görmek, aslında var olan iş birliği imkânlarını yok eder.
Oyun tekrarlandığında davranış değişir
Aynı kişiler yalnızca bir kez karşılaşacaksa kısa vadeli çıkar daha güçlü olabilir. Fakat oyun tekrarlandığında güven, itibar ve karşılık verme ihtimali devreye girer.
Bugün sözünü tutmayan biri yarın müşteri, arkadaş veya iş ortağı bulmakta zorlanabilir. Bu nedenle uzun vadeli ilişkiler iş birliğini destekler. İnsanlar yalnızca bugünkü kazancı değil, gelecekte kaybedebilecekleri güveni de hesaba katar.
Yine de tekrar tek başına yeterli değildir. Taraflar gelecekte yeniden karşılaşacaklarına inanmıyorsa, yaptırımlar belirsizse veya güç farkı çok büyükse iş birliği zayıflayabilir.
Sonuç
Oyun teorisi bize insanların her zaman bencil olduğunu söylemez. Daha dikkatli bir şey söyler: İnsan davranışı, içinde bulunulan kurallardan, beklentilerden ve diğer insanların muhtemel kararlarından etkilenir.
Bu yüzden bir sorunu çözmek için yalnızca “İnsanlar daha iyi davransın” demek çoğu zaman yetmez. Oyunun kurallarını da değiştirmek gerekir. Bilgiyi görünür kılmak, güven oluşturmak, adil yaptırımlar koymak ve iş birliğini ödüllendirmek sonucu değiştirebilir.
Oyun teorisinin asıl değeri burada ortaya çıkar. Bize yalnızca kimin kazanacağını değil, neden bazen herkesin kaybettiğini de anlatır.
Oyun teorisinin sosyolojik yönü
İnsan gerçekten bencil midir?
İnsan yalnızca çıkar hesabı yapan bir varlık değildir. İnsanlar adalet duygusuyla, aidiyetle, alışkanlıklarla, sevgiyle, öfkeyle ve toplumsal kurallarla da hareket eder. Bazen kendi payı azalacak olsa bile haksız gördüğü bir durumu reddeder. Bazen de hiçbir doğrudan kazancı yokken başkasına yardım eder.
Bu nedenle oyun teorisindeki puanları yalnızca para olarak düşünmemek gerekir. Saygınlık, vicdan rahatlığı, gruba kabul edilme, intikam, güven ve adalet hissi de insanlar için birer getiri olabilir.
İnsanın bencilliği gerçektir ama tek gerçek değildir. İş birliği de en az bencillik kadar insani bir eğilimdir. Hangi tarafın güçleneceğini çoğu zaman toplumsal ortam belirler.
Küçük çıkarlar insanın dünyasını nasıl karartır?
Bir kişinin kısa vadede mantıklı görünen tercihi, milyonlarca kişi aynı şeyi yaptığında ortak bir zarara dönüşebilir. Herkes trafikte birkaç dakika kazanmak için kural ihlali yaparsa trafik daha güvensiz ve yavaş hâle gelir. Her işletme çevre maliyetini başkasına bırakırsa hava ve su kirlenir. Her kullanıcı dikkat çekmek için daha öfkeli içerik paylaşırsa ortak bilgi ortamı bozulur.
Burada insan kendi dünyasını tek bir büyük kararla karartmaz. Küçük, ayrı ayrı anlaşılır ve tekrar eden tercihler birikir. Sonunda kimsenin tek başına istemediği bir düzen ortaya çıkar.
Ortak kaynakların aşırı kullanılması bu duruma iyi bir örnektir. Bir balıkçı daha fazla avlandığında kısa vadede kazanır. Her balıkçı aynı yolu seçtiğinde ise balık nüfusu azalır ve herkesin geçim kaynağı zarar görür. Bireysel akıl ile ortak yarar birbirinden kopar.
Toplum, oyunun kurallarını kurar
Sosyoloji açısından önemli olan yalnızca bireyin seçimi değildir. Seçimin yapıldığı düzen de önemlidir. Güvenin düşük olduğu bir toplumda insanlar kendilerini korumak için daha kapalı davranabilir. Kuralların bazı kişilere uygulanıp bazılarına uygulanmadığı yerde iş birliği zayıflar. Büyük gelir ve güç farkları varsa aynı karar herkes için aynı anlama gelmez.
Kurumlar bu nedenle vardır. Hukuk, toplumsal normlar, meslek kuralları, sendikalar, kooperatifler ve yerel dayanışma ağları davranışın maliyetini ve ödülünü değiştirir. İyi kurumlar insanı kusursuz yapmaz. Fakat bencilliğin başkalarına verdiği zararı sınırlar ve iş birliğini daha güvenli hâle getirir.
Güven kaybolduğunda
Güven, görünmeyen bir toplumsal sermayedir. Varken işlemler kolaylaşır, sözler daha değerli olur ve insanlar sürekli savunmada kalmaz. Kaybolduğunda ise herkes kendini güvenceye almak için daha fazla zaman, para ve enerji harcar.
Üstelik güvensizlik kendi kendini besleyebilir. “Nasıl olsa diğerleri kurala uymayacak” diyen kişi de kurala uymaz. Onun davranışı başkalarının şüphesini doğrular. Böylece kötü beklenti, kötü sonucu üretir.
Bu döngüyü kırmak için yalnızca iyi niyet çağrısı yetmez. Kuralların açık olması, ihlallerin karşılıksız kalmaması, iş birliği yapanların zarar görmemesi ve karar süreçlerinin adil görünmesi gerekir.
Daha iyi bir oyun mümkün mü?
Evet. Çoğu toplumsal sorun insan doğasını değiştirmeden de daha yönetilebilir hâle gelebilir. Şeffaflık bilgi eksikliğini azaltır. Tekrar eden ilişkiler itibarı önemli kılar. Adil denetim, kurala uyan kişinin kendini enayi gibi hissetmesini önler. Ortak karar süreçleri ise insanlara yalnızca oyuncu değil, kural koyucu olduklarını hatırlatır.
Asıl mesele bencilliği tamamen yok etmek değildir. Bu mümkün de olmayabilir. Mesele, kişisel çıkar ile ortak yararı birbirine yaklaştıran düzenler kurmaktır. İnsan kendi çıkarını gözetirken çevresini, kurumlarını ve geleceğini de koruyabiliyorsa iyi tasarlanmış bir oyundan söz edebiliriz.
Oyun teorisi bu açıdan karamsar bir düşünce değildir. Tam tersine, kötü sonuçların kader olmadığını gösterir. Kurallar değiştiğinde davranışlar, davranışlar değiştiğinde de ortak dünya değişebilir.